RawReview - The Infamous
Tarihe damga vurmuş albümleri incelediğimiz bu serinin ilk konuğu birçok rap dinleyicisinin tartışmasız favorisi olan The Infamous albümü.
The Infamous, Mobb Deep'in ikinci stüdyo albümü. İlk albümleri olan Juvenile Hell'den bekledikleri ilgiyi alamayan grup, ikinci albümlerinde tarihe damga vurmayı başardılar. Çünkü doksanların o kaotik döneminde batıdakiler gangsta rap adı altında parti müziği yaparken doğunun o karanlık ve kirli sokaklarında iki genç Prodigy ve Havoc, Queensbridge proje evlerinden çıkıp tüm dünyaya seslerini duyurdu.
Size Prodigy'nin ne kadar iyi bir betimleme ustası olduğundan, Havoc'un ise dahiyane bir prodüksiyon sergilediğini anlatacağım. Ama işleri daha iyi anlamanız için sizi doksanların ortalarında Amerika'daki rap piyasası nasıldı onu göstermem gerekir.
2Pac'ın Me Against The World albümü ile aynı yıl çıkış yapmalarına rağmen oldukça farklı tarzlara sahipler. 2Pac, albümünde dünyanın kendisini ne hale getirdiğinden bahsederken Mobb Deep soğuk tavrı ile bize Queensbridge proje evlerindeymişiz gibi hissettiriyor.
Batıda yükselen G-funk, hala etkisini koruyordu 95 senesinde. Aynı yıl çıkan Dog Food ve Safe + Sound albümleri bize bunu gösteren yapımlar.
Doğu'da işler daha farklı. 95 senesi oldukça dolu geçmişti rap hayranları için. Wu-Tang üyelerinin solo albümleri döneme damgasını vuran yapımlar. Bu albümler solo olmasına rağmen, ekip üyelerinin birbirlerini desteklediğini görmek mümkün. Raekwon'un Only Built 4 Cuban Linx albümü, Ghostface Killa'nın prodüksiyon destekleri ile adeta bir 70'ler mafya filmi. Son derece leziz ve sinematik bir albüm, başka bir yazımızda da bu albümü ele almak isterim doğrusu. Öte yandan GZA'nın Liquid swords albümü sizi buz gibi hissettirecek yapımlardan. RZA'nın da prodüksiyon desteği ile, albüm 95 senesinin en yüksek değerlendirilen albümü ünvanına sahip. Big L'in Lifestylez ov da Poor & Dangerous albümü ise en basit tabiri ile punchline makinesi.
Bu kadar ciddi ve kaotik yapımların arasında Ol' Dirty Bastard'ın Return to the 36 chambers albümü tam bir kaos. ODB'nin kontrolsüz, tuhaf, komik, enerjik olan bu albümü tamamen anti-profosyönel hissettiriyor. "Brooklyn Zoo" gibi parçalarıyla oldukça güçlü başka bir albüm.
Bu kadar albümün arasında The Infamous'un farklı hissettirmesinin bir sebebi var ki o da albümün atmosferi çok iyi yansıtması. Albüm başlangıçta sizi olduğunuz yerden alıp bambaşka diyarlara götürüyor, bunda Havoc'un efsanevi sample kesme yeteneğinin etkisi büyük. Albümü ilk dinleyişimde yaşadığım transa geçişin aynısını bu yazıyı yazmadan önce tekrar dinlerken yaşadım.
Hani bazı albümler vardır ya zamanında lezizdir, sonrasında ise eski tadını kaybeder. Mesela benim için The Chronic albümü buna iyi bir örnektir. Dönemin g-funk'ı için bir devrim niteliğinde olan bu albüm bana göre eskimiş bir albüm. Bakın burada bir parantez açmak istiyorum, bir albümün eskimesi demek o albümün unutulması demek değildir. Sound'unun eskimesi o albümü eski yapar.
Ama The Infamous için işler öyle değil. Albüm bir şekilde 95'teymişsin gibi hissettiriyor, ama öte yandan albümde kullanılan soğukluk + minimalizm + paranoya + atmosfer
bugün hâlâ gördüğümüz işler.
Albümde toplam 16 parça var, parçaları tek tek incelemekten ziyade albümü bir bütün olarak ele alırsak, paranoya ile açıklayabiliriz. Prodigy'nin umutsuz, soğuk, tekinsiz sözleri albüme bir belgesel niteliği kazandırıyor. Prodigy sert punchlar atmıyor, kendini pek övmüyor, hızlı rap de yapmıyor. Eee bu adam ne yapıyor derseniz size az ve sade kelimelerle çok şey anlatıyor derim. Dediğim gibi 18 yaşında Shook Ones pt. 2'yi yazan birini nasıl açıklayabiliriz ki? Kelime dehası diyerek.
Bunun yanında, Havoc'un hakkını yememek lazım. The Infamous'un ana prodüktörü olarak Q-Tip'in de yardımları ile oldukça iyi bir iş çıkardığını söylemeden geçemeyeceğim. Survival of the Fittest ve Shook Ones pt.2 gibi şarkıların beatleri hala efsane olarak görülüyor çünkü. Günümüzdeki yoğun beatlere nazaran Havoc'un beatleri oldukça sade. Hatta ilk bakışta diyebilirsiniz ki "Bu beatleri ben bile yaparım". Ancak bir beatin basit olmasıyla basit görünmesini sağlamak arasında fark var.
Havoc ve Prodigy birbirlerini mükemmel bir şekilde tamamlıyorlar. Bunu kimse inkar etmez. Havoc da yaptığı beatlerde Prodigy'e oldukça geniş bir alan bırakıyor, böylece Prodigy'nin vokali beatin içinde kaybolmuyor. Aksine beati dolduruyor.
Albümün konukları da oldukça sağlam. Nas, Raekwon ve Ghostface Killah. Dediğimiz gibi bu elemanlar zaten kendi içlerinde de az çok Mobb Deep'in yapısına uygun olan elemanlar. Ayrıca burada Q-Tip'i de es geçmemek lazım. Çünkü kendisi bu albümde oldukça etkin olan bir isim. Birçok parçada mentorluk yapmış, parmağı dokunmuş bir isim. Survival of the fittest, Give up the goods bunun güzel örnekleri.
Şimdi burada şuna dikkat etmek gerekiyor, Q-Tip bu albümde "Durun ben kendimden bir şeyler katayım" demek yerine "kardeşim sizin tarzınız bu, bunu şu şekilde daha iyi bir hale getirebiliriz" şeklindeydi. Ortada zaten oldukça zeki bir Havoc var, ve Q-Tip bunu daha da güçlendiriyor. Zaten böyle olmasaydı a Tribe Called Quest tarzı bir şey görürdük.
Bunca kişiden sonra tabii ki de Big Noyd'u da unutmamak lazım. O, Wu-Tang'in yıldızları ve storytelling ustası Nas'tan sonra Queensbridge çevresinden gelen bir isim. Yani Mobb Deep'e daha da yakın bir isim, “Give Up the Goods”, “Right Back at You” ve “Party Over” parçalarında da işlevini görüyoruz.
Albümün yapım süreci ise ayrı bir hikaye, bir yıl öncesinde grubun ilk albümü Juvenile Hell beklenen ilgiyi göremeyince ikili müzik şirketlerinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Tam bu esnada Wu-Tang ile başarıyı yakalayan Loud Records, yeni bir New York'lu grup arayışına girmişti. 93'ün sonbaharında Loud Records ve Mobb Deep'in yolları kesişti ve anlaşma imzaladılar.
Loud Records'un Mobb Deep'e ikinci albüm için ödediği bütçe 60 bin dolar civarındaydı. Bu para o zamanlar için kötü para değildi ama iyi para da değildi. Hatta Havoc anılarında bahseder, Juvenile Hell için bir prodüktör 25 bin dolar istemiş. Ayrıca albüm için ekipman, sample, stüdyo gibi birçok gideri göz önünde bulundurursak prodüktör için 25 bin oldukça pahalı bir rakam. Bu yüzden Havoc beatleri kendi yapmaya başlamış.
Sonuç olarak, Queensbridge Proje Evleri ve Prodigy'nin evinin bodrumunda geçen uzun bir sample kes, beat yap, söz yaz, stüdyoya git döneminden sonra 95 senesinde The Infamous dinleyicileriyle buluşmuş oldu. Albüm beklenen ilgiyi verdi, Billboard'da ilk yirmiye girdi ve eleştirmenler tarafından olumlu geri dönüşler aldı.
Albüm hakkında benim fikirlerime gelecek olursak albüm için 90'ların en etkin albümü desek yanlış olmayız. Ben albümü ilk dinlediğimde büyülenmiş hissetmiştim, Prodigy'nin seçtiği kelimeler ve Havoc'un basit ama bir o kadar da etkili beatleri ister istemez benle beraber çoğu rap dinleyicisinin tüylerini diken diken etmişti.
Bir incelemenin sonuna geldik, siz albüm hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlar kısmında fikrinizi belirtebilirsiniz. RawDogs'un ilk albüm incelemesi ve ilk blog yazısı hayırlı olsun.
-Sokaginruyasi

Yorumlar
Yorum Gönder